Küçük kızımın ağzında bu laf var son bir iki gündür. Geçen hafta hayatımızın en uzun uçak yolculuğunu yaptık, pazartesi sabahı Meksika'nın başkenti Mexico City'de bulduk kendimizi. Yol yordu, yoldan ziyade takip eden günlerde saat farkına adapte olmak daha çok yordu kızları. Büyük kızım hala endişeli, Ankara diyince gözleri doluyor, anneanne deyince "tamam anne, bu konuyu değiştirelim" diyor. Ayrılırken ne çok ağladışar, ben hayatımda ilk kez o anda göz yaşlarımı içeri akıtmayı öğrendim. Ayrılık bir dirhem fazla gelirmiş ya. Öyle işte.
Blog yazmak hep merak daha doğrusu heves ettiğim bir işti. Bir kaç kez niyetlendim ancak; vazgeçtim hep. Şimdi ise beni ne harekete geçirdi inanın bilmiyorum. Ama yazacağım galiba;
Yabancı memleketleri, vatan hasretini, yalnızlığın insanı nasıl hizaya soktuğunu, yabancı mutfakları tanırken nasıl Türk mutfağına tekrar hayran kaldığımı, dilini hiç bilmediği bir ülkede okula başlayan kızımın uyum sürecini, kendimi, evimden uzakta özlediğim herşeyi...
İlk yazım bunlarla başlasın; ardından neler gelecek hep beraber göreceğiz inşallah.